KABAĞINDA BİR SAHİBİ VAR
Sözü, tasavvuf kültüründe kulun kendi benliğinden vazgeçerek her şeyi Allah'a havale etmesini, ilahi adaletin tecellisini ve mazlumun koruyucusunun yüce Allah (c.c) olduğunu ifade eden derin bir sırra ve anlama sahiptir.
Hikaye de derviş, nefis terbiyesi için berberde saçını usturaya vurdururken, ki tasavvufta saç kazıtmak benlikten, gururdan ve dünyevi gösterişten arınmayı simgeler, içeri giren bir kabadayı dervişin kafasının kazınmış tarafına okkalı bir tokat atıp "Kalk bakalım kabak, tıraş sırası bize geldi" diyerek onu aşağılar. Derviş, tasavvufun "Dövene elsiz, sövene dilsiz" düsturu gereği hiç ses etmez, hakkını helal eder ve yerini verir. Kabadayı dükkândan çıkınca kontrolden çıkan bir at arabasının altında kalarak feci şekilde can verir. Oda hal ehli olan berber birazda korkuyla dervişe "Biraz ağır olmadı mı derviş efendi?" deyince, derviş şu sırrı fısıldar. "Vallahi ben ona ne gücendim ne de beddua ettim. Hakkımı da helal etmiştim. Ama... Kabağın da bir sahibi var. O gücenmiş olmalı."
Bu söz, makamına, parasına veya fiziksel gücüne güvenerek zayıfları ezen, insanları hor gören , onlarla alay eden kişilere karşı gizli bir ihtar olarak kullanılır. "Bugün güçlü olabilirsin ama mağdur ettiğin bu insanın da bir sahibi olan Allah var, dikkat et" mesajı verilir.